CHP

Gürsel TEKİN – CHP GENEL SEKRETERİ – İSTANBUL MİLLETVEKİLİ

Gürsel Tekin, 17 Haziran 1964’te Ardahan Göle’de doğdu. Babasının adı Nazim, annesinin adı Heyrat’tır.

İş Adamı; Kars Alparslan Lisesi’ni bitirdi.

Serbest ticaretle uğraştı. 1989 yılında Kadıköy Belediye Meclis Üyeliği’ne seçildi ve 1994-1997 yılları arasında Kadıköy Belediyesi Encümen Başkanlığı görevinde bulundu. 1997 yılında ise Kadıköy Belediye Başkan Vekilliği görevini yürüttü. 1999 yılında yeniden seçilerek, bu görevini 2002 yılına kadar sürdürdü. 2004 yılında bir kez daha Belediye Meclis Üyeliği’ne seçildi ve Belediye Başkan Vekilliği’nin yanı sıra Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyeliği görevini üstlendi. Çeşitli gazete ve dergilerde makaleleri yayınlandı.

Orta düzeyde İngilizce bilen Tekin, evli ve 3 çocuk babasıdır.

PDF-icon  PDF şeklinde indirmek için tıklayın. 

İ&D: Partiniz  ve lideriniz 30 Mart 2014 yerel seçimlerinde nasıl bir strateji izledi? Kısaca anlatabilir misiniz?

Gürsel TEKİN: Aslında yerel seçim, yerinde seçim dediğimiz yerel seçimlerin stratejisi çok farklıdır. Daha çok projeye, hizmete dayalı olması gerekirken, maalesef 17 Aralık sürecinden sonra bir yerel seçim olmaktan çıkıp bir genel seçim havasına dönüştü. Doğrusu, yurttaşlarımızın bu yerel seçimden çok önemli beklentileri vardı; mülkiyet sorunu var, ulaşım sorunu var, alt yapı sorunu var, dönüşmemiş deprem sorunu var… Bütün bu sorunların çözümü konusunda ne yazık ki hiçbir seçmen bilgi sahibi olamadı. Bu 17 Aralık sürecinin yaratmış olduğu atmosferin içinde bütün siyasi partiler kalmak zorunda kaldı.

Strateji, aslında bizim başlatmış olduğumuz strateji daha çok projeye dayalıydı, daha çok hizmete dayalıydı, beklentiye dayalıydı… Ama onlar kamuoyuna çok yansımadı.

İ&D:  Seçim kampanyasını yürütürken en çok nelere dikkat ediyorsunuz? Hedef kitlenize ulaşmak için nasıl bir yol izliyorsunuz; Gençler (oy kullanmayanlar), seçmenler (oy kullananlar), partililer ve genel olarak toplumla ayrı ayrı nasıl iletişim kuruyorsunuz? İletişimi sağlamak için en çok hangi araçları kullanıyorsunuz? Bütün bu kitlelerle iletişiminizi sağlamada aynı yönteme mi başvuruyorsunuz, yoksa her biri için farklı yöntemleriniz var mıdır?

Gürsel TEKİN: Tabii, siyasi partilerin temel amacı, toplumun her kesimine seslenmektir. Yani gençler, kadınlar, farklı inanç grupları, farklı sosyal gruplar… Tabii ki Türkiye’nin en yoğun kesimi genç nüfustur. Daha çok genç ve kadındır. Kampanyamızı biraz da o çerçevede yönetmeye çalıştık. Ama doğrusu tabii, biraz önce de ifade ettim, kampanya kampanya olmaktan çıkınca işimiz oldukça zorlaştı. Basın, medya yurttaşlarımızın en iyi iletişim kaynaklarını oluşturuyor.Eskiden biliyorsunuz, siyasi partilerin yöneticileri onlarla yurttaşlara ulaşma imkanını buluyordu. Yeni dünya düzeninde teknolojinin hakim olduğu, sosyal medyanın hakim olduğu yerde insanlar daha çok kendi evinde, televizyonunda ya da internetinde bütün olup bitenleri görebiliyor. Biz hedef kitlemize ne kadar ulaşabildik? Tabii tam bilmiyorum. Yeterli mi? Elbette yeterli değildir. Özellikle bu alanda en çok yol alınan mecra, sosyal medya oldu.

İ&D: Toplumdan size gelen mesajları nasıl değerlendiriyorsunuz? Mutlaka bir geri bildirim söz konusudur. Peki, bu geribildirimleri değerlendirmeye yönelik herhangi bir yöntem geliştirdiniz mi?

Gürsel TEKİN: Ben aynı zamanda bir saha siyasetçisiyim. Türkiye’nin 81 ilini iki kez dolaşmış bir insanım. Toplum daha çok huzur ve barış istiyor. Örneğin, bütün bu siyasi gerilime rağmen hiçbir sıkıntı oluşmadı. Yani, düşünün; siyasal partilerin liderlerinin ilerde miting yaparken adeta bir savaş çığırtkanlığı yapmalarına rağmen, seçmen çok sağduyuluydu. Miting dağılırken bir CHP’li bir AK Partili arkadaşına merhaba diyebilecek, bir AK Partili bir CHP’li arkadaşına sarılıp merhaba diyebilecek durumdaysa, müthiş sağduyulu bir toplum var demek ki. Toplum, daha çok huzur, daha çok barış ve daha çok sorunlarının çözülmesini istiyor. Seçmenin beklentisi daha çok bunlar. Ötekilenmek istemiyor, ayrıştırılmak istemiyor. Farklı gruplar bir arada yaşamak istiyor.

İ&D: Partiniz bu seçim yarışında internet ve sosyal medyadan mutlaka faydalanmıştır. Sizce medyada yoğun bir şekilde yer almak ile seçim sonucu arasında bir bağlantı var mıdır? Olduğunu düşünüyorsanız, ne yönde olduğunu açıklayabilir misiniz?

Gürsel TEKİN: Medya her şeye rağmen etkilidir. Ama yazılı medyanın etkisinin çok zayıf olduğunu biliyorum. Nüfus arttıkça, yazılı medya maalesef gittikçe düşüyor. Çok ciddi bir itibar sorunu var. Örneğin, bugün büyükşehir dediğimiz bazı illere gittiğimizde, koskoca büyük şehirde 10.000 gazete okunuyorsa bu, gazetelerin bittiğini gösteriyor. İnsanlar daha çok televizyonlara kilitlenmiş. Televizyonlar çok etkilidir.

İ&D: Seçim sonucu itibariyle; oy oranları ve kazanılan yerler bakımından partinizi başarılı buluyor musunuz? Partinizin bu seçimden başarıyla çıktığını düşünüyor musunuz? Başarılı buluyor iseniz, bu başarının sırrı nedir? Başarısız olarak değerlendiriyorsanız, sizce sebebi/sebepleri neler olabilir?

Gürsel TEKİN: Her seçim iki şey kazandırır; Birincisi, demokrasiyi güçlendirir. İkincisi, bu aynı zamanda bir sınavdır. Örneğin, üniversite sınavına giriyorsun. Birincisinde girdiğinde çok ciddi sıkıntı çekiyorsun ama iki, üçten sonra daha da profesyonelleşiyorsun. Seçim, siyasi partiler için bir sınavdır. Her seçim sonrası başarılı ve başarısız bütün siyasi partilerin kendilerini gözden geçirmesi gerekiyor, analiz etmeleri gerekiyor. Maalesef halen Türkiye’de bu demokratik gelenek oluşmuş değildir. Bu, iktidar için de öyledir, muhalefet için de öyledir.

Elbette her demokratik ülkede seçim olur. Seçim gününe kadar yarış olur. Olabildiğince nazik kurallar içerisinde olur. Zaman zaman o çerçeve aşılabilir. Ama ne zamana kadar? Seçim gününe kadar. Seçim günü bittikten sonra kim, hangi parti olursa olsun, ister belediye başkanı, ister başbakan, ister bilmem ne olursa olsun, seçildiği günden itibaren ertesi gün bütün yurttaşların başbakanıdır, bütün yurttaşların belediye başkanıdır. Türkiye’de bu gelenek halen oturmuş değildir; ayrıştırıcı bir üslup var. Mesela ben, bütün bu gerilimli bir hava içerisinde Başbakanın balkon konuşmasında daha farklı konuşma bekliyordum. Şok oldum! Yani, seçim bitmiş… Seçim gününe kadar amenna, her şey söyleyebilirsiniz. Bu, son derece doğaldır. Tabii, mümkünse çok ağır cümleler olmamak kaydıyla. Ama çıkıp “Bunu şöyle yapacağım, bunu şöyle edeceğim… ” şeklinde konuşup bütün farklı grupları tehdit etmesi gerçekten çok üzücüydü.

Ben izlerken üzüldüğümü ifade etmek istiyorum. Siz 76 milyonun Başbakanısınız. Ben farklı düşüneceğim. Ben farklı bir siyasal yapının içindeyim. Benim güvencem kim olacak? Bu, Türkiye’de ciddi bir eksikliktir. Bu dil, bu anlayış doğal olarak Türkiye’deki demokratikleşme konusunda ciddi bir engeldir.

Elbette siyasi partiler için başarının sınırı yoktur;  %60, %70 vs. bir başarı grafiğini önüne koymak doğru değildir. İktidar olmaktır başarı. İktidar olamazsanız, bir yerde bir eksik vardır. Elbette bu eksiklerimizi biz de gidermeye çalışacağız. Nerede ne yanlış yaptık, ne hata yaptık, onları beraber konuşup gidereceğiz.

İ&D: Sizce 30 Mart 2014 yerel seçimlerinin geçmişte yaşanan diğer seçimlerden farkı nedir?

Gürsel TEKİN: Çok fark var. Kutuplaştırıldı bir kere. Örneğin, bir önceki seçimlere baktığımızda Türkiye’de yerel seçim ile genel seçim hiç birbirine denk düşmemiştir. Mesela, herhangi bir şehir örnek veriyorum. O şehirde geçmiş dönemde ANAP ya da Demokrat Parti birinci parti konumunda ama her dönem CHP belediyeleri iktidar olmuştur. Yerel dinamikler ve genel dinamikler çok farklıdır. Vatandaş daha çok hizmete dayalı oy veriyor. Örneğin, bugün bir gazetede de okudum, galiba Muğla’nın bir ilçesinin belediye başkanı MHP’ den Demokrat Parti gibi zayıf bir partiye ihraç edilip tekrar aday olmuş, %60 oy almış. Hizmete dayalı olduğu için, yurttaşlarımız daha çok bu beklentilere doğru cevap verebilecek adayları tercih ediyorlar. Bu, biraz referanduma dönüştürülünce doğal olarak o mecradan da çıkılmış oldu.

İ&D: Seçim tahlilleri yaparken hangi hususların ön plana çıktığını düşünüyorsunuz?

Gürsel TEKİN: Birçok husus var. Tabii bir tek pencereden bakmak mümkün değil. Bir kere Türkiye’nin temel bir sorunu, entegrayon sorunudur. Halen laik – antilaik, Kürt, Alevi, Sünni, farklı inanç grupları… Bunların hiçbirisi entegre olabilmiş değildir. Bu, Türkiye’nin önümüzdeki günlerde yaşanacak en büyük sorunlarından bir tanesidir. Belki şu anda çok fark edilemeyebilir ama bu kadar entegre edilmemiş, birbirinden ayrıştırılmış toplumlar aynı zamanda her an tehlikeye de dönüşebilecek bir durumu işaret ediyorlar.

Bunların mutlaka kısa süre içerisinde çözülmesi gerekir. Bu, bütün siyasi partiler için geçerlidir, sadece CHP için değil. Ayrıştırıcı değil, bütünleştirici bir dille bunları bütünlemeliyiz. Hem iktidarın kullanmış olduğu dil hem muhalefetin kullanmış olduğu dil doğrusu, toplum sağduyulu olmasa her an içinden çıkılamayacak durumlara yol açacak bir dildir.

İ&D: Bu seçim sonuçlarının Türkiye’nin siyasal istikrarına etkisi ne olur?

Gürsel TEKİN: Ben, bütün bu olup bitenlerinin seçimle kamufle edilmesinin siyasal istikrarını biraz zorlaştırdığını düşünüyorum. Bu iktidarın özellikle, yurttaşımızın %1, %5, %10’nun kafasında bu soru işaretleri, bu kaygı varsa bunu gidermesi gerekiyor. “Efendim, gidermeyeceğim. %43 aldım, %45 aldım, sandıkta bu işi bitirdim…” demek mümkün değildir. Bu, hukuken de vicdanen de dinen de kabul edilecek bir anlayış değildir. Sonuç itibariyle ortada bir sorun var. Bu sorunla ilgili yönetenlerin hesap vermeleri gerekiyor, aklanıp gelmesi gerekiyor.

İ&D: Genel bir değerlendirme yapacak olursanız, size göre 30 Mart seçimleri ile seçmen nasıl bir mesaj vermiştir? Türkiye’yi ne beklemektedir?

Gürsel TEKİN: Yapılan bütün araştırmalara da baktığınızda, seçmenin %80’i belediye başkanlıklarında daha çok hizmete dayalı oy vermiştir. “Efendim, şu partinin lideri çok iyi, şu partinin lideri çok kötü, bu çok iyi konuştu, bu çok kötü konuştu” ile ilintili değildir. Birçok yerlerde de görüyorsunuz, ufak ufak partiler çok ciddi oylar almıştır. Geçmiş dönemde çok ciddi hizmetleri olan belediye başkanları tekrar tercih edilmiştir.

Daha çok hizmete dayalı olduğu için, burada genel bir sonuç çıkarmak çok zordur. Elbette ki, bütün bu olup bitenler konusunda, kamuoyuna yansıyanlar konusunda partinin, AK Parti’nin almış olduğu oy oranı çok kıymetlidir bence.

İ&D: 30 Mart yerel seçim sonuçları önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimini ve Genel Seçimleri nasıl etkiler sizce?

Gürsel TEKİN: Çok etkiler. Kusuruma bakmasınlar; akşamları bazen televizyondan izliyorum, gazeteciler hayatlarında hiç sahaya inmemiştir. Plazmalarında oturuyorlar, ertesi gün televizyonlara çıkıp Türkiye ile ilgili analiz yapıyorlar. Cumhurbaşkanlık seçimi çok farklı, belediye seçimleri çok farklı, genel seçimler… Bunları birbirine karıştırıp bazen “işte… orada %5 vardı, % bilmem kaç vardı…”. Siyaset hiçbir zaman iki çarpı iki, dört etmez. Bunları herkesin bilmesi lazım. Ben, Cumhurbaşkanlık seçimi konusunda çok farklı sonuçların çıkabileceği inancı içindeyim.

İ&D: Önümüzdeki Cumhurbaşkanı seçiminde, sizin için en uygun aday kimdir? Ya da isim vermek istemiyorsanız, nasıl bir aday profilini ortaya koyabilirsiniz?

Gürsel TEKİN: Vallahi, kim olursa olsun, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı olsun isterim. 76 milyon yurttaşımızın güven duyabileceği, hangi siyasal anlayışta gelirse gelsin hepimizin Cumhurbaşkanı olabileceği bir Cumhurbaşkanı arıyorum. İnşallah Türkiye’de öyle biri çıkar, ben de oy veririm.  

İ&D: Diğer partilere yönelik kamuoyuna akseden söyleminiz biliniyor, ancak bu söylemin dışında onların yaklaşımlarını ve stratejilerini değerlendirirken daha farklı bir bakış açınız oluşuyor mu? Bu içerden olup bitenleri gözleyen daha analitik bakış açısı üzerine neler söyleyebilirsiniz?

Gürsel TEKİN: Tabii, daha çok lokalyerlerde yerel siyaset üzerindekonuşuyorsak, orada çok farklı argümanlar kullanılıyor. Türkiye’nin hiçbirimizin belki çok göremediği bir başka özelliği var. Örneğin, Güneydoğu’da siyasi partiler stratejisini çok farklı götürüyor. Mesela, MHP dahil bir sürü şey kendi araçlarında Kürtçe şarkılarla propaganda yapıyor. Türkiye’nin geldiği fotoğrafa bakın… Orta Anadolu’da daha farklı bir üslup kullanılıyor. Biraz önce entegrasyonun yapılmamasının tehlikesini onun için ısrarla altını çizerek anlattım. Bu kadar parçalanmış, ayrıştırılmış bir toplumsal yapı ile karşı karşıyayız.Karadeniz’de çok farklı şeyler kullanmak zorunda kalıyorsunuz. Bütün bu stratejiler tabii sembolik olarak siyasi parti genel başkanlarının öncülüğünde olduğu için, onların söylediği her cümleden sonra sizin stratejinizin hiçbir anlamı kalmıyor. Mesela, bir tanesi bir şey söylüyor, öbürü ona cevap vermek zorunda kalıyordur. Doğal olarak, sizin kurmuş olduğunuz strateji ya da kurmuş olduğunuz o proje neyse, ikinci ya da üçüncü planda kalmış oluyor.

İ&D: Çok teşekkür ederiz.

Gürsel TEKİN: Ben teşekkür ediyorum.